< Yarkinno - Blogcu





Cod4

u sabah gökyüzünü son kez göreceğimi bilseydim, yine de o helikoptere biner miydim?... Savaşın kararttığı sokaklarda nefesim kesilene kadar koşar mıydım? Alnımdan akan kana aldırış etmeden, bir kaç düşman daha öldürebilmek için kendimi zorlar mıydım? Bu sabah gökyüzünü son kez göreceğimi bilseydim, ailemi özlediğimi kendi kendime son kez söyleyediğimi bilseydim, hayata doyamamış kalbimin bu son atışları olduğunu bilseydim, yine de bu cehenneme gelir miydim?...

Evet... her şeye rağmen yine burada olurdum... her şeye rağmen şu anda patlamakta olan bu helikopterin içinde olmayı tercih ederdim... Çünkü ben askerim.... Ölümüm arkadaşlarımı kurtarırken olsun yeter... Böyle onurlu öleyim yeter...

Yeni bir çağ, yeni bir çağrı

Call of Duty, çıkan her yeni bölümüyle oyun piyasasını sarsan harika bir seridir. Yeni bir Call of Duty çıkar çıkmaz bir sonraki hakkında konuşulmaya ve spekülasyonlar yaratılmaya başlanır hemen. Nitekim Call of Duty 3 çıktıktan sonra da oyunun yeni bölümlerinin 2. Dünya Savaşı'nı konu almayacağı söylentileri ayyuka çıkmıştı. Bu söylentilerin gerçek olduğunu ve oyunun 4. bölümünün günümüz savaşlarına yönelik olacağı duyurulduğunda hepimiz heyecanlanmıştık. Call of Duty, bildik bileli 2. Dünya savaşı üzerine odaklanmış bir seriydi. Böyle bir değişim Call of Duty serisinin eski havasından uzaklaşıp unutulacak bir seri haline gelmesine yol açabilirdi. Aylarca süren bekleyişlerimizden sonra sonunda oyun piyasaya çıktı. İşte tüm korkularımızı yok eden, shooter oyunlarında bir mihenk taşı olabilecek kalitede, yep yeni bir Call of Duty karşımızda.

Kalitenin sınırları zorlanıyor

Call of Duty 4: Modern Warfare adından da anlaşılabileceği gibi modern çağın silahlarını kullandığımız, günümüz savaşlarına benzer fakat gerçek dışı bir hikaye üzerine kurulu. Oyunda, Amerikan ve İngiliz askerlerinin orta doğudaki Al-Asad adında bir diktatör ve onunla bağlanıtılı olarak Rusya'daki Zakhaev ve yönetimindeki bir grup Rus askerine karşı girdikleri savaşa katılıyoruz. Oyunda genel olarak aynı savaşın değişik bölgelerinde çarpışan, değişik askerleri yönetiyoruz. Oyun 3 ana bölümden oluşuyor her bölüm kendi arasında bir çok ara bölüme ayrılıyor.


CoD 4, serinin önceki oyunlarında olduğu gibi savaşı ve birey olarak askerlerin yaşadıkları deneyimleri bizlere en gerçekçi şekilde yaşatıyor. Oyunu oynarken adrenalin vücudunuza hızla yayılıyor. Heyecan dolu bölümler arka arkaya geliyor. Oyunun tek kişilik senaryosu böyle muhteşem bir deneyimi bizlere sunarken tek eksik yanı ise çok kısa sürede bitiyor oluşu. İyi bir CoD oyuncusu oyunu 6 saat civarında rahatlıkla bitirebilir. Fakat oyunu tekrar oynamanız için onlarca sebebiniz var.

CoD 4 yeni nesil oyunlara bir örnek teşkil edecek seviyede görsel bir şölen sunuyor bizlere. Oyunun grafiklerinden fiziklerine kadar her özelliği şu ana kadar konsollarda yapılmış en iyi shooter oyunlarından birisi olmayı hak edecek kalitede başarılı. Karakter, yapı ve nesnelerin dokuları o kadar kaliteli ki bazen kendinizi bir filmin içerisinde gibi hissediyorsunuz. Geniş savaş alanlarındaki yakın mesafeden uzak mesafelere kadar olan tüm görseller özenle ve başarıyla hazırlanmış. Kaliteli efektler bu güzel grafiklere daha da bir canlılık veriyor. Oyunda bir çok sahnede gerçek hayattaki gibi odaklanmadan kaynaklanan bulanıklaşan görüntülere sahne oluyoruz. Bazı kapalı alanlardaki havada uçuşan tozlar, duvarlardan dökülen parçalar, patlamalar, alevler ve duman efektleri oyuna büyük bir zenginlik katıyor. Oyunun bir saniye bile durmayan aksiyonundan kafanızı kaldırabilip etrafa bakınırsanız detayların üzerinde ne kadar çok çalışıldığını görebilirsiniz. Bu görsel başarı sadece oyunu güzel göstermiyor aynı zamanda oyunun fizik motoru ile de büyük bir uyum içerisinde çalışıyor. Örnek olarak, silahlardan çıkan mermiler duvarların arkasındaki hedefleri de vurabiliyor. Bu kadarla da kalmıyor, merminin girdiği yüzeye göre ve merminin tipine göre zemini aşıp arka tarafa geçiş hızı bile değişebiliyor. Tahta ve zayıf duvarların arkasındaki rakiplerinizi kevgire çevirirken unutmamanız gereken onların da sizlere aynı şekilde cevap verebilecek olmaları.

  • C-4x2: 2 adet C4 patlayıcı taşımak için.
  • Special Granade x3: 3 adet Flash veya Stun Grenade taşımak için.
  • RPG-7 x2: Roket atar ve 2 roket taşımak için.
  • Claymore x2: 2 adet mayın taşımak için.
  • Frag x3: 1 yerine 3 el bombası taşımak için.
  • Bandolier: Tüm silahlar için ekstra mermi taşımak için.
  • Bomb Squad: Düşman patlayıcılarını duvarların arkasında da olsa farkedebilmek için.

    Perk 2:

  • Stopping Power: Mermilerin hasarını arttırmak için.
  • Juggernaut: Enerjiyi arttırmak için.
  • Sleight of Hand: Daha hızlı şarjör değiştirmek için.
  • Double Tap: Silahın mermi atış hızını arttırmak için.
  • Over Kill: 2 tane Primary weapon taşıyabilmek için.
  • UAV Jammer: UAV sisteminde görünmemek için.
  • Sonic Boom: Patlayıcıların hasarını arttırmak için.

    Perk 3:

  • Extreme Conditioning: Daha uzun mesafe koşabilmek için.
  • Steady Aim: Dürbünsüz atışlarda daha dengeli atış yapabilmek için.
  • Last Stand: Ölmeden önce yerde yatarken 15 saniye düşmanlarınıza tabancayla ateş edebilmek için.
  • Martyrdom: Ölürken el bombası bırakabilmek için.
  • Deep Impact: Mermilerin daha derine gitmesini sağlamak için.
  • Iron Lung: Daha uzun süre nefesi tutabilmek için.
    Dead Silence: Yürürken daha az ses çıkarmak için.
  • Eavesdrop: Rakip takımın telsiz konuşmalarını duyabilmek için.
  • Sa-Ko Buldum

    Bilgisayarımı Hack Atan Kişiyi Buldum!!!

    http://www.sabote.com/profiles/sako-u255526.html;sa,showPosts;start,65

    sa-ko@bordobereli.com

    SAKIN KANMAYIN...

    Hacker

     

    BİLGİSAYARIMA HACK GİRDİ! ONU NASIL ÇIKARABİLİRİM???

     

    BENİ HACKLEYENİ BİR BULURSAM ONU...

    Assassins Creed

    ğrenmeye dair bazı kuramlar insan beyninin doğuştan gelen bir kapasiteye sahip olduğunu ve yeni doğan bir bebeğin zihninin tam olarak boş olmadığını savunur. Tıpkı yeni doğmuş bir serçenin annesi hiç göstermemesine rağmen hamam böceği yerine kurtçukları yemesi gibi yeni doğan bir insanın beyninin de bembeyaz bir defter kadar temiz ve boş olmadığını düşünebiliriz. Hayvanların bu tür tepkileri içgüdüsel olarak açıklansa da insanı yeryüzündeki diğer canlılardan farklı yapan sırlarla dolu zihin yapısı, neler yapabileceğinin sınırlarını henüz öğrenememiş bizler için çok daha fazlasını saklıyor olabilir kilitli kapılar ardında. Görünüşünüz, mizacınız ve kişiliğinize etki eden DNA’nızın yapabildikleri acaba bunlarla mı sınırlı? Peki ya bu gizemli genetik spiral kod içerisinde sadece sizin değil, sizden öncekilerin hatta atalarınızın da sahip olduğu izler, zihin haritaları ve yaşantılar taşıyorsa? Ve dahası bu haritaları kullanarak zihninizde geçmişe dönebilecek bir teknolojiniz varsa ne yapmak isterdiniz? “Keşke” diye başladığınız cümleler için yeni bir şans ya da çok daha fazlası... Ortadoğu’nun adeta havasına sinmiş, bin yıllık bir gizemi çözebilmek, hala paylaşılamayan ve bu kadar arzu edilen şeyin ne olduğunu bulmak ve bin yıldır hakim olan huzursuz, hırçın bulutları bu topraklardan defetmek. Evet işte Animus belki de bunun için tasarlanmıştı. Ya da çok daha fazlası için.

    Animus bir grup bilim adamı tarafından geliştirilen ve insan genetik haritasını kullanarak geçmişe doğru zihinsel bir yolculuk yapılabilmesini sağlayan gelişmiş bir makine. Bilim adamları amaçlarına ulaşabilmek için atalarından birisi bölgedeki bir suikastçı tarikatının müridi olan, bu topraklarda yaşamış ve kendisi de hayatında daha önce suikastçılık yapmış ancak bundan sıyrılmış bir ismi: Desmond’u kullanarak çözüme ulaşmak istemektedir. Animus kullanılarak gerçekleştirilen bu gizli çalışmalar özel ve dışarı kapalı bir ofiste yapılmakta ve bu süre içerisinde Desmond bu laboratuarda doktor ve asistanı (Kristen Bell) dışında kimseyle görüşememekte ve burada tutulmaktadır.

    Biraz önce yazdıklarım özellikle 12. Yüzyılın sonlarında bin bir gece masalları kaçkını ateşli bir prens ya da ninja benzeri bir şeyler bekleyenleri dumura uğratmış olabilir. Evet, videolarda çoğu zaman gördüğünüz o ilginç DNA motifli efektler aslında Animus’un zihninizde yarattığı senkronizasyon dalgalanmalarından başka bir şey değil. Peki o büyük umutlar bağladığımız Altair nerede?

    Altair: ǀ El ǀ ta ǀ iyr ǀ ya da kısaca Tahir

    Hikayemiz öteki boyutta ise yaptığı önemli bir hata nedeniyle gözden düşmüş bir suikastçı olan Altair'in Assassin's Order'da (bir çeşit bölgesel suikast tarikatı) kaybettiği itibarını yeniden kazanmak için çıktığı epik yolculuğu konu alıyor. Mason lider Robert de Sable'i öldürmekte ve efsanevi Mason hazinesini ele geçirmekte başarısız olan Altair, Assassin Order'daki en düşük mevki olan yeni öğrenci müritlere verilen seviyeye düşürülür. Sahip olduğu tüm gücü ve silahları elinden alınır.

    Assassin'lerin lideri, Sinan ya da namı değer El Muallim kahramanımıza kendisini affettirmek için bir fırsat sunar, Altair Kutsal Topraklarda Üçüncü Haçlı Seferlerinin yarattığı düşmanlıkları daha da körükleyip bunlardan yararlanmak isteyen kişileri öldürmelidir. Bu sayede bölgedeki olaylar durulacak ve yeni bir barış çağı için yolundaki son engeller de ortadan kalkacaktır.



    Oyunumuz başladığında Kral Richard liman şehri Akr'ı Saracen'lerin elinden tekrar almayı başarmıştır. Birliklerini güçlendirmek üzere şehre konuşlanan Haçlılar güneye doğru ilerlemek üzere hazırlanmaktadır. Haçlıların asıl hedefi Kilise adına tekrar ele geçirmeyi planladıkları Kudüs'tür. Ancak Kudüs'ün lideri Saracen ordusunun lideri Salahaddin'dir. Ordusunun Akr'daki yenilgisinden sonra birşeyler yapılmalıdır. Saracen'ler Arsuf kalesinin önlerinde Haçlıları tuzağa düşürmek ve Kudüs'e ulaşmasını engellemek üzere yığınak yapmaktadır.

    Ancak bu savaş manevraları Kutsal Toprakların geriye kalan tümünü korumasız ve sahipsiz kalmasına neden olmuştur. Richard ve Salahaddin savaş alanında birbirleriyle savaşırken arka planda onların yerine gelen insanlar elde ettikleri gücün avantajlarını kendi lehlerine istismar etmeye başlamıştır. Kutsal topraklarda provakasyon, istismar ve yolsuzluk hüküm sürmeye başlamıştır. Ve kahramanımız Altair kendisini bu kaosun ortasında bulur. Hedefi, elde ettiği gücü en çok suiistimal ettikleri görülen bu kişilerin öldürülmesidir. Ve Altair görevlerine başlar...

    Hikaye boyunca kahramanımız hedeflerinin aslında kişisel kazançtan öte ortak bir amaç güttüklerini keşfeder. Bu insanlar tıpkı Assassin'ler gibi gizli bir örgüte üyedir ve hedefleri sadece kişisel olarak kâr gütmek değildir. Gerçek hedefleri ve buna nasıl ulaşacakları ise hikayemiz boyunca açıklığa kavuşacak sırlardır...


    Birbirlerine Animus’la bağlanmış bu iki yönlü hikaye akışı daha önce oyunlarda pek denenmemiş bir tercih. Animus gen haritalarını hafıza modülleri olarak erişilip canlandırılmasını sağlıyor. Bu modüller arasında karakterimiz dinlenmek üzere makineden çıkarak şu anki haline dönüyor. Bu boşlukları dinlenmek ve neden burada olduğumuzla ilgili sorularımıza cevap aramak için kullanabiliyoruz. Animus içerisinde öldüğümüzde sistem zamanı tekrar geri alarak aynı hafıza’yı tekrar oynamamızı sağlıyor. Bu sistem aynı zamanda oyun içerisinde arayüz olarak da kullanılıyor.

    Son zamanlarda yeni nesil konsollarda sık sık görmeye başladığımız oldukça şık bir etkileşimli bir yükleme ekranın ardından oyuna giriş yapıyoruz. Oyunun başladığı yer tarikatın merkezinin kurulu olduğu Masyaf adında bir kasaba. Sarp bir tepenin eteklerine kurulmuş bu küçük yerleşim biriminin krallığın geri kalanı düşündüğümüzde sizin için çok ilgi çekici yönleri yok. Oyunda Şam, Kudüs, Akr, şehirlerini de kapsayan dev coğrafyada tamamen serbest olarak dolaşabiliyor olmanız başlı başına oyunu farklı bir kulvara taşıyor.


    < Türkçe konuşuyorsun diye
    seni es geçeceğimi mi sandın?
    (ayrıca bkz sf:5)


    Şehirler arası yaptığınız yolculuklarda krallık topraklarında ilerlemeniz gerekiyor. Şehirlerarasındaki mesafe oldukça uzun ve hem yayan olarak ilerlemek oldukça uzun sürebileceğinden, hem de yolda başınıza gelebilecek çeşitli problemlerden kolayca kaçabilmek için binek olarak atları kullanıyoruz. Daha önce aralarında bu işi Shadow of the Colossus gibi çok iyi başarmış yapımlarında olduğu birçok oyun görmüştük ama Assassin’s Creed bu konuda rakiplerinden çok daha ötede. Aslına bakarsanız atla yolculuk yaparken bile mesafeler oldukça uzun, bu yüzden yapımcı oyundaki üç şehri’de keşfettikten sonra otomatik olarak o şehre gitmenizi sağlayan bir kısayol fonksiyonu da eklemiş. Böylece her seferinde şehirden şehre giderken zaman kaybetmiyorsunuz. Ancak yine de yeni yerler keşfederek seyahat edebilmek için özellikle oyun içerisinde geçirdiğiniz ilk saatlerde bu şekilde yolculuk yapmak oldukça eğlenceli. Yükleme konusunda ise oyunun sadece şehir giriş çıkışlarında yükleme yapması ve bunun dışında oyuncuya hiçbir şekilde sıkıntı vermemesi oyunun geçtiği çarpıcı büyüklükteki alan ve şehirler düşünüldüğünde gerçekten takdire değer.

    Özellikle yazının başında bahsettiğimiz olaylardan sonra oyunun ilk görevi için Şam’a gidişinizle oyunun gerçek yüzüyle tanışıyorsunuz. Dar bir vadinin çıkışında birden o devasa şehir ayaklarınızın altında beliriyor. Atınızın üzengisine biraz yüklenip uçuruma yaklaşıp atınızı şaha kaldırıyor, gördüğünüzün bir fotoğraf mı yoksa gerçek mi olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Baş döndürücü mimari güzelliğin verdiği tarifsiz his, surlara yaklaştıkça hayranlığa dönüşüyor. Gördüklerinizin gerçek, doğal ve dokunulabilir olması yapımcı takım ve Jade Raymond’a olan hayranlığınızı pekiştiriyor. Surları aşıp şehre girdiğinizde ise yeni bir şeyle karşılaşıyorsunuz: Sosyometrik matriks.

    Yanlış anlaşılma olmasın insanlar sadece şehirlerde yaşamıyor. Kırsalda ve kasabalarda ve köylerde de yaşayan insanlar var ancak şehir yaşamının canlılığı bu olağanüstü etkileşimi kalabalık içerisinde çok daha iyi görmenizi sağlıyor. İnsanlar pazarlarda alışveriş yapıyor, gündelik işleriyle uğraşıyor, halka hitap eden insanları dinliyorlar. Şehirlerin fakir bölgelerinde sokaklardaki dilencilerin size yalvarması ya da meczupların sizi itip kakması gibi detaylar arasında bu dev sosyal bütüne karışıyor ve aralarında bir tarikat müridi edasıyla sessiz sedasız hedefinizi arıyorsunuz.

    İşte burada Assassin’s Creed’in deneysel yeniliklerinden bir diğeriyle karşılaşıyoruz. Bir suikastçı olarak şehrin insanları arasına karışmak ve kendinizi kaybetmek oyundaki önemli noktalardan biri. Bunun için onlar arasındayken, onlar gibi davranmalı, aralarından süzülüp ilerlemeli ve şehrin akışını bozmamalısınız. Kalabalığın arasında patavatsızca koşan, etrafındakilere çarpan ve sorun çıkaran birinin askerlerce fark edilmesi çok zaman almıyor.

    Oyundaki görev yapısı şehirlerdeki gizli tarikat merkezlerine ulaşıp hedefin ismini öğrenme, hedefle ilgili soruşturma ve istihbarat yaparak bilgi toplama ve yeterli bilgiye ulaşınca tekrar gizli tarikat evine dönüp onay alarak suikastı noktasına gitme şeklinde bir yol izliyor. İstihbarat toplamak üzere izlediğiniz adımlar şehrin harita’da kartal logosuyla gösterilen yüksek kısımlarına çıkarak etrafınızdaki olası bilgi kaynaklarını belirlemekle başlıyor. Bu kaynaklardan bilgi almak için çeşitli görevler yapmalısınız. Örneğin, önemli bir mektubu kapkaç yoluyla çalmak, propaganda yapan kişileri tenhada sıkıştırıp bir temiz dövüp bildiklerini öğrenmek ya da diğer tarikat mensuplarının görevlerine yardımcı olmak gibi çeşitli yolları kullanıyoruz. Her hedef için hangileri olduğuna bakılmaksızın belirli bir istihbarat sayısı tamamlamak gerekiyor. Ancak isterseniz bu görevlerin tümünü (toplamda her seferde: altı) tamamlayarak aklınızda hiçbir soru işaretinin kalmamasını sağlayabiliyorsunuz.

    Görevinizi tamamlamak için hedefinizin kim olduğunu, neden öldürülmesi gerektiğini ve bunu yapabileceğiniz en uygun yer ve zaman bilgisini aldıktan sonra Animus zamanı o ana kadar ileri alıyor ve siz hedefinizle ilgilenmek üzere olay yerine varıyorsunuz. Şu ana kadar anlattıklarımızın ışığında anlayabileceğiniz gibi görevler size verilirken bunu nasıl yapacağınız konusunda tam bir serbestliğe sahipsiniz. Ancak akıllı bir suikastçı önce çevredeki (özellikle çatılardaki) olası problem yaratabilecek nöbetçilerle ilgilenip daha sonra hedefine yönelecektir. Tabi oynanışta kendinizi yeteri kadar rahat hissettiğinizde cüretkâr ama bir o kadar da riskli sürpriz ataklar da sizi kısa yoldan sonuca ulaştırabilir. Hikâyede bahsettiğim dokuz karakterin her birini ölümünde kısa süreliğine de olsa aranızda geçen son konuşmalar özellikle hikayenin derin ve bilinmeyenleriyle dolu konusunu açıklığa kavuşturmanız için önemli ipuçları sağlıyor. Altair’in hem heyecanlı ama bir o kadar da soğukkanlı, sorgulayan ve nedenler arayan kişiliği onu sıradan bir suikastçı olmaktan çıkarıp güçlü ve nitelikli bir başrol oyuncusu yapıyor.

    İlk bakışta özellikle oyunun ortalarına doğru bu adımların aynı şekilde izlenmesi, serbestiye rağmen özellikle sadece aksiyon kısmıyla ilgilenen oyuncular için uzun soluklu bir oynama süresine sahip bu oyunun kendini sürekli tekrar ediyormuş hissine kapılmalarını sağlayabilir. Assassin’s Creed’in en zayıf ve eleştirilebilecek noktası işte bu. Ancak bu duygudan sıyrılıp hikayeyi takip edebilirseniz olayların çarpıcı, düşündürücü ve bir o kadar da soru işaretleriyle dolu bir sona sahip olduğunu göreceksiniz. Hikayenin özellikle orta kısımlarda aksiyon içeriğinden çok (ki bu kısımdaki serbesti aslında bu zayıf noktayı telafi etme amacını güdüyor.) sözel boyutta diyaloglarla sürdürülmesi oyundan dil problemi olan oyuncuların sıkılmasına neden olabilir. Altyazı seçeneğinin de olmayışı buna tuz biber ekebilir. Yapımcının hikâyede yaptığı aslında riskli sayılabilecek bu tercih farklı bir boyutta Prince of Persia oynamak isteyenleri üzeceği gibi, önyargısız yaklaşan ve esnek oyuncular için ise bana göre yepyeni bir tat anlamına geliyor.


    Dövüş sistemi süikastçimizin tarzıyla uyumlu: Soğuk-kanlı ve hata affetmiyor.



    Görev kurgusu ana görevin yanında oynanış süresini arttıran ek görevlere de yer verilerek zenginleştirilmiş. Bunlar arasında askerler tarafından zulme uğrayan halka yardım etmek, tapınak şövalyelerini öldürmek ya da oyunda çeşitli bölgelere yerleştirilmiş flamaları toplamak gibi birçok yan görev sizi bekliyor. Serbest oynanış sayesinde bu görevleri oyunun akışı içinde yapabileceğiniz gibi bitirdikten sonra da zaman geçirmek ya da "Achievement" kazanmak için yapabilirsiniz.

    Başınız şu ya da bu şekilde belaya girdiğinde iki seçeneğiniz var. Birincisi kaçmak, ikincisi ise savaşmak. Kaçmanız gerektiği durumlarda çok kalabalık olmayan askerler arasından sıyrılıp sokaklarda ve çatılarda küçük çaplı bir kovalamaca yaşıyorsunuz. Askerlerin görüş alanından çıktıktan sonra gizlenmeniz için çatılardaki özel bölmeler ya da yolda görebileceğiniz saman birikintilerine dalarak kısa bir süre (askerler sizi aramayı bırakana dek) beklemeniz gerekiyor. Özellikle sokaklarda kaçarken kalabalık hem lehinize hem de aleyhinize olabiliyor. Örneğin daha önce yardım ettiğiniz halktan kişiler sizi kovalayan askerleri engelleyip önlerine çıkabiliyor. Ya da dikkatsizce kalabalığın ortasına dalıp koşmaya kalkarsanız birilerine takılıp yere düşmeniz ve yakalanmanız kaçınılmaz hale geliyor (tabi bu sizi kovalayan askerler için de geçerli). İşin kötü tarafı askerlerin tepeden tırnağa donanmış bir suikastçı tarikatı mensubunu canlı bırakmaya hiç mi hiç niyetleri olmuyor. Bir anda etrafınızı saran askerlerden kurtulmanın tek bir yolu kalıyor o da kılıcınızı çekmek.

    Crysis

    Şubat, Mart ayları oyuncular olarak olabildiğince kendimizi Half Life 2 haberlerine kaptırmışız, başka bir şey düşünemez olmuşuz. Birden FarCry diye bir demo düşüvermiş gökten, aman yarabbim böyle bir oyun yapılacak mıydı? Akabinde oyun gelmiş, başka birşey konuşamaz olmuşuz, tüm beklentiler askıya alınmış öncelik FarCry'a verilmiş. İncelemelerde ödül üstüne ödüller almış. Hatta beklenen oyunların gecikmesi FarCry'ın çıkmış olmasına bağlanmıştı. Birde böyle bir oyunun yapılmış olması yetmezmiş gibi yapanların da Türk kardeşler olduğuyla iyice böbürlenmeye başlamışız. İşte yaptık mı böyle yaparız, Türk'ün gücü sesleri ayyuka çıkmış. Bu kadar gururlanmamız için o kadar fazla sebebimiz vardı ki çok sevinçliydik. Sonrasında ise CryTek ismi bir teknoloji başlangıcı, güç gösterisi olarak sık sık karşımıza çıkacaktı. Beklenen an geldi ve CrySis duyuruldu. Oyun şimdiye kadar görmediğimiz güzellikte grafik ve her zamanki gibi birçok vaat ile ağızlarımızın suyunu akıtmayı başardı. Her yeni görüntü ile daha bir sabırsızlanmaya başlamış, çıkan videolar ile nerede ise uzun metrajlı bir film yapabilecek kıvama gelmiştik. Herkesin sabırsızlıkla beklediği 'Peki oyun Türkçe olacak mı?' sorusuna yanıt gecikmedi ve dünya standartlarında bir oyunun %100 Türkçe olacağı CryTek CEO'su Cevat Yerli'den geldi. Artık tek yapmamız gereken sistemlerimizi hazır etmek ve koltuklarımıza yaslanıp beklemekti.

    Bir rüya gerçek oldu...

    Oyuncular olarak sürekli gerekli desteğin Türkiye pazarına verilmediğinden şikayetçi olduk durduk. Haklı sebeplerimiz vardı. Elin Tanzanyalısı kendi dilinde oyun oynarken biz neden oynayamıyorduk? Suçumuz var mıydı peki? Birçok sorundan kendimizi sadece oyun oynayarak arındıran, rahatlayan oyuncular değil miydik bizlerde? Farklı amaçlarımız var mıydı? Yoktu, bizde herkes gibi kendi dilimizde oyun oynamak istiyorduk, gereken desteği göstermemiz beklendi durdu. Peki neydi bu çifte standart? Diğer ülkelerde kopya oyun yok muydu, milyonlarca insanın netten oyunları indirdiği tek ülke acaba Türkiye miydi? Kopyanın en çok teşvik edildiği, bunu önlemek adına kendi dilinde oyunların çıkarıldığı Rusya'dan daha kötü durumda mıydık? Hayır! Peki eksiklerimiz nelerdi? Bunları görmedik mi? Gördük, beklentilerimiz arttı. İşte beklenen fırsat geldi çattı. Peki şimdi ne olacaktı? 'Biz tüm zorluklara rağmen içimizden gelerek, kalbimizle yaptık bu işi' demedi mi Cevat Yerli? Diğer ülkelerde satılan fiyat etiketinden daha aşağıda tutulmadı mı Türkiye fiyatı? İşte artık hiçbir bahaneniz yok arkadaşlar. Artık destek zamanı. Bahaneler arkasına sığınmak için sebebiniz yok. Bu projeye vereceğiniz destek ile bundan sonrası için Türk oyun sektörünün gelişmesinde, insanların dikkatlerinin buraya çekilmesindeki en büyük etken sizler olacaksınız. Parasını gereksiz sponsorluklar için harcayanlar görecek ki Türkiye'de bir oyuncu kitlesi var. Azımsanmayacak bu kitleyi kimse göz ardı edemeyecek. Diğer firmalar işin ciddiyetini görüp evet bizde bu desteği vermeliyiz diyebilecekler. O yüzden bundan sonrası için oyun sektöründeki tek adam siz olacaksınız. CrySis'i Türkçe almalı, orijinal oynamalı ve bu özeni herkesin göstermesini istemelisiniz. Artık bir oyunun kopya oynanmaması gerektiğini insanlara göstermeli onları utandırmalısınız. Bundan sonrası için bizlerin değil firmaların bahanesi olmayacaktır. Eğer bu piyasayı ve Türk oyuncularını bu özveriye rağmen kaybetmeyi göze alacaklar ise o zaman yolumuza bildiğimiz gibi devam ederiz. Peki bir oyun yazısında bunları anlatmalı mıydım? Evet çünkü bunca yıl bende herkes gibi aynı beklentiler ve bahaneler içinde idim, artık Türkçe oyunlara destek verme zamanıdır. Bunu ise bir dünya standardı ile bizlere sunan CryTek'e borçluyuz. Onlar bizlere güvendi, biz de güvenlerini boşa çıkarmayacağız.


    CrySis’in seslendirmeleri filmleri aratmayacak kalite ile profosyonel bir kadronun eseri



    Hayatın için dövüş!

    Crysis'in konusunu bilmeyen kaldı mı bilmiyorum ama bir kez daha özet geçeyim. 2020 yılında Kuzey Kore açıklarında bir adaya belirsiz bir gök taşı düşer. Gök taşı ile birlikte para normal olarak adanın bir kısmı buzul bir hal alır. Kuzey Kore hükümeti ise olay ile birlikte adayı dışarıyla iletişime kapatır ve Kuzey Kore Halk Ordusu (KHO) bölgeye konuşlanır. Biz de adada bulunan arkeologlar ile iletişimin kopması ile birlikte Amerikan özel hareket ekibiyle birlikte onları arama görevine veriliriz. Görev esnasında ise takım kaptanı Dr. Rosenthal adanın KHO tarafından işgal edildiğini bildirir. Bundan sonra ise öncelikli görevimiz KHO ile sıcak çatışmadan kaçınmak ve rehineleri kurtaramaya öncelik vermek olacaktır. Ama olaylar istenildiği ölçüde gitmez ve KHO müdahalesi ve gizli bir biriminde ele geçirilmesi ile özel donanımlı nano giysilerimiz ile tam yetki verilerek olaya müdahil olmamız istenir. Bundan sonrasını ise anlatmıyorum çünkü bu keyfi Türkçe olarak yaşamak sizlerin hakkı. Söylediğim onca şeyden sonra oyunu oynarken ne kadar İngilizce'niz iyi olur ise olsun Türkçe oynamanın ne kadar zevk verdiğini göreceksiniz. Bazen öyle durumlar oluyor ki tüylerim diken diken oluyor. Kontrollere varıncaya kadar %100 Türkçe bu oyun gözlerimizi yaşartacak kalitede.

    « Önceki ::